Yazı Detayı
25 Kasım 2018 - Pazar 16:48
 
Türkiye'de 'eğitimci' olmak!
Prof. Dr. Ahmet Necmi Yaşar
anecmiyasar@adanademokrat.com
 
 

 

Sevgili Okuyucularım,

 

Öğretmenler Gününü Kutluyoruz.

 

Öğretmenler günü her 24 Kasımda kutlanmaktadır.  24 Kasımın bu yıl Cumartesi Gününe denk gelmesi nedeniyle bazı kurum ve kuruluşlar kutlamalarını 23 Kasım Cuma günü yaptılar. "Hafta başı, telaşlı oluruz" diyenler de kutlamalarını Salı veya Çarşamba günleri yapacaklar. Ama böyle olması da bir bakıma iyi oldu. Hani, "Bir gün Öğretmenler Günü olur mu? Her gün olmalıdır" deriz ya.

 

          Türkiye'de Öğretmenler Günü 1981 Yılından bu yana kesintisiz olarak kutlanmaktadır. Herkes bilir ya, tekrarında yarar var. 24 Kasım, Atatürk'ün 1928 Yılında Bakanlar Kurulu kararı ile "Millet Mektepleri Baş Muallimliği" ünvanını aldığı tarihtir.

 

İşte bu durumdan esinlenerek 12 Eylül Hükümetince 24 Kasım tarihi "Öğretmenler Günü" olarak kabul edilmiştir. "Bu, 12 Eylülcülerinin bir dayatmasıdır" diyenler olmuştur. Varsın desinler. Bence doğru bir iş yapılmıştır. Ne yazık ki, yapılan bir işin doğruluğu, yanlışlığı tartışılacak yerde kim tarafından yapıldığı tartışılıyor daha çok. Bence, esas olan yapılan işin doğruluğudur; kimin yaptığı değil. 17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş tarihinin de Öğretmenler Günü olarak kutlanmasını isteyenlerin sayısı bir hayli kabarık. Bir Köy Enstitülü öğretmen çocuğu olarak elbette ben de böyle olmasını isterdim. Varsın olmasın. Köy Enstitüleri yüreğimizdeki müstesna köşesine yerleşmiştir. Yeter ki o ruhu koruyalım.

 

Bu arada şunu da belirteyim: Kaçımız biliyor 5 Ekimin Dünya Ögretmenler Günü oldugunu? Hiç böyle bir kutlama yapıldığını duydunuz mu? Katıldınız mı?

 

24 Kasım Öğretmenler Gününe karşı çıkan bir kesim daha var. Az önce de söyledim. Diyorlar ki: "Bir gün öğretmenler günü olmaz; her gün olmalıdır." İyi niyetlerine inanıyorum ama, aynı sözleri her önemli gün ve haftalarda da söylüyorlar: "Bir gün Anneler Günü olur mu? Bir gün Babalar Günü olur mu? Bir gün bilmem ne günü olur mu?

 

Bir kaç gün önce önemli günler ve haftaları inceledim. 365 gün öyle parsellenmiş ki, bir boş gün yok. Bu günlerle ilgili araştırmalarımda gördüm ki, sahiplenenler hep aynı şeyi söylüyor: "Günümüz bir gün değil, her gün olmalı." Gelin bizim günümüz varsın bir gün olsun; ama dolu dolu olsun.

 

Bugün daha bir heyecanla tartışalım eğitim-öğretim sorunlarımızı:

 

* Atatürk diyor ki: “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” Bu nesli de

fikri hür, vicdanı hür nesil olarak tanımlıyor. Şimdi soruyorum: Atamızın istediği nesli ne derece yarattık?

 

*Ezberciliğin neresine geldik? Bilgisayarlar beynimizin yerini aldı mı?

 

*Kurbağaların sindirim sistemlerini öğretmekten vazgeçtik belki ama, yerine hangi sistemleri koyduk?

 

*Bakkal amcaya, bir sepet yumurta satın aldığında ve bu yumurtaların yarısının çürük çıktığında tanesini kaça satarsa ne kadar kar edeceğini öğretiyor muyuz hala?

 

*Havuz hesapları bırakılıp da hortum hesapları mı öğretiliyor şimdi?

 

*Hala, sürücüleri pusuya düşürüp de bol miktarda ceza kesen polislerimizi "başarılı polis" olarak ödüllendiriyor muyuz?

 

*Amirlerine bila kayd-u şart itaat eden ögretmenlerimiz mi "yılın ögretmeni" seçiliyor hala?

 

*Dayağın Cennet'ten değil de Cehennem'den çıktığı ispat edildi mi?

 

*Gülün öğretmenin vurduğu yerde değil de toprakta bittiği keşfedildi mi?

 

*"her kuşun eti yenmez" ama  "her ögretmenin eli öpülür" atasözü özgünlügünü hala koruyor mu?

 

*Ne zaman yarın ne yiyeceğini değil de öğrencilerine ne anlatacağını düşünen öğretmenlerimiz olacak?

 

* "Neden gazete okumuyorsunuz?" sorusuna karşılın olarak

Bir Liralik gazete alımının kendileri için ne kadar pahaliya mal oldugunu söyleyen ögretmenlerin sayısı kabarık mı hala?

*Hala, çocuğunu koyun gibi götürüp öğretmene teslim edip de "eti senin, kemiği benim kasap efendi (pardon öğretmen efendi)" diyen veliler var mı?

 

*Sınıfta sesi, soluğu çıkmayan çocuğa öğretmeni hala "ne akıllı çocuk" diyor mu?

 

*Sınıflarda "öğrenci merkezli eğitime" geçebildikmi? Yoksa öğretmenlerimiz hala birer He-Man gibi "güç bendeee!" naraları mı atıyor?

 

*Müfettişler hala aniden sınıflara girip "bu bir soygundur 'pardon bu bir teftiştir!'" diye baskınlar düzenliyorlar mı?

 

* Hala, ölçme-değerlendirme'den öğrencinin "boyunun ölçüsünü almak" mı

anlaşılıyor?

 

*Öğretmenlerimiz sınav salonunda bekleyen öğrencileri pusuya düşürülmüş düşman askerleri gibi görüp de üzerlerine "Allah, Allah!" nidalarıyla yürüyor mu? Öğrenciler de kalem, silgi, tahta, duvar üzerlerini kopyalıklarla doldurup bunları "Patriot Füzeleri" olarak kullanıyor mu?

 

*Çocuklardan anne-babaları kendilerini, öğretmenler öğretmenlerini, devlet de devletini yüceltmesini istediği öteden beri bilinir. Acaba öğrenciler hala "namerdim kendim için bir şey istiyorsam, varlığım anneme, babama, öğretmenime ve devletime feda olsun" mu diyorlar?

 

Şimdi sorularımın şeklini degiştiriyorum:

 

* Ne zaman öğretmeyi değil, öğrenmeyi öğreteceğiz?

* Ne zaman bilmeyi değil, yapmayı öğreteceğiz?

* Ne zaman gereksiz ayrıntılardan kurtulacağız?

* Ne zaman öğrencinin yeteneğini ortaya çıkartıp geliştirmeye çalışacağız?

* Ne zaman tüketiciliğe özendirmeyi bırakacağız?

* Ne zaman itaat eden öğrenciler yerine düşünen, fikir üreten ve bunları özgürce ifade edebilen öğrencilerimiz olacak?

* Ne zaman başarısızlık yerine başarıyı ölçmeye başliyacagız?

* Ne zaman toplama ve çarpması kuvvetli kişiler yerine çıkartma ve bölmesi kuvvetli kişiler yetiştireceğiz?

* Ne zaman karnı tost, beyni testle doldurulmuş öğrenci tipinden kurtulacağız?

*Ne zaman öğretmenlerimizi Lider Yönetici Öğretmen modeline yönelik yetiştireceğiz?

* Ne zaman eğitimde sistem değiştiriyoruz diye aynı şeyleri tekrar etmekten kurtulacağız? Nasıl patlıcan kızartmasından bıkan kocaya eşi ertesi gün yine temel maddesi patlıcan olan patlıcan musakka, daha ertesi günler de sırasıyla patlıcan güveç, patlıcan dolma, patlıcan karnıyarık ve en sonunda da patlıcan imambayıldı ikram ederek onu bayıltırsa, bizler de eğitimde değişiklik yapma adına aynı şeyleri küçük değişikliklerle sunup durmuyor muyuz? O zavallı koca gibi bizler de ne zaman patlıcan yemeklerinden kurtulacağız? Ne zaman kuzu kavurmalar, içli köfteler yiyeceğiz?

* Son olarak, görünüşü soru ama özü bir temenni olan bir cümleyle sözlerimi bitiriyorum: Ne zaman Egitim Fakültemiz uygulama ve laboratuvar görevi görecek olan en azindan bir ilkögretim okuluna kavuşacak?

 

Hepinizi bir öğretmen şefkatiyle selamlıyor, saygılarımı sunuyorum. Gününüz kutlu olsun.

 

 

 

 

 

 
Etiketler: Türkiye'de, 'eğitimci', olmak!,
Yorumlar
Haber Yazılımı