Yazı Detayı
12 Aralık 2018 - Çarşamba 12:57
 
Dede Bana Atatürk'ü Anlat - 7
Prof. Dr. Ahmet Necmi Yaşar
anecmiyasar@adanademokrat.com
 
 

DEDE BANA ATATÜRK’Ü ANLAT-7

 

ATATÜRK ANKARA’DA

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN AÇILIŞI

23 Nisan 1920

 

1920'lerin Ankara'sı

 

 

Dede -Dikkatin dağılmış gibi oğlum?

Torun -Yoo dede, seni dinliyorum. Devam edin  lütfen.

       -Samsun, Amasya, Erzurum, Sivas macera-larından sonra hedefi Ankara’ya varmak, kafasındaki “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” fikrini gerçekleştirmek olacaktı.

       Öyle de yaptı. 27 Aralık 1919’da Ankara’ya vardı.

       Dört ay gibi kısa bir zamanda her ilden gelen seçilmiş temsilcilerle 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni (TBMM) açtı.

 

İlk Meclis Binası

 

İlk meclis binası bir kulüp binası olarak inşa ediliyordu. Daha tamamlanmamıştı. Henüz çatısını örtecek kiremitleri bile yoktu. O zamanlar kiremit bulmak hem zor, bulunsa bile çok pahalıydı.

     Atatürk’e inanan oldukça yoksul Ankara halkı evlerinin çatısındaki kiremitleri söküp getirdi. Meclis binasının üstü hemen kapatıldı.

     Toplantı salonu bomboştu. Aydınlatma yok. Milletvekillerinin oturacağı bir tek sıra yok. Konuşmaların yapılacağı kürsü yok.

     Yok, yok, yok…

     Aydınlatma için bir kahvehanenin büyük gaz lambası alındı. Sıralar liselerden getirtildi. Kürsüyü de marangozlar bedava yaptı. Nihayet Türkiye Büyük Millet Meclisi hizmete hazır hale getirildi.

     İlk toplantının 23 Nisan 1920’de yapıldığını söylemiştik.

     Mecliste hacı-hoca, aksakallı, sarıklı, cüppeli-sinden tut da Avrupa’da eğitim görmüş her kesimden insanlar temsil ediliyordu.

     O zamanlar doğru dürüst ulaşım araçları yoktu. Çoğu milletvekilleri Ankara’ya bir hafta on gün sü-ren meşakkatli bir yolculuktan sonra ulaşabilmiş-lerdi.

     Ankara’da kalabilecekleri otel parası bulamayanlar parklarda çayır-çimen üstünde yatıyor, tahin helvasıyla karınlarını doyuruyorlardı.

     Vatan sevgisi işte bu evladım: fedakârlık.

     Beş yıldızlı otelleri, en lüks lokantaları, son model otomobilleri bile beğenmeyen şimdiki vekillerimize bak, bir de nerdeyse aylarca maaş alamayan o zamanın vekillerine bak!

      24 Nisan 1920 günü Meclis ikinci toplantısını yaptı ve Mustafa Kemal 219 üyenin 110’unun oyunu alarak Meclis Başkanlığına seçildi.

      Bu meclis kendi içinden bir hükümet oluşturdu.

      Böylece, zaten var olan İstanbul Hükümeti’nin karşısına Ankara Hükümeti gibi ikinci bir hükümet daha çıkmış oldu.

       Mustafa Kemal, başkan seçilince millet- vekillerine şöyle seslendi:

       "Artık yüce meclisin üzerinde bir güç yoktur."

       Artık, ne İstanbul Ankara’nın ne de Ankara İstanbul’un sözünü dinliyordu.

      Vatandaş, Saray adamlarının oluşturduğu İstanbul Hükümeti ve Anadolu Halkının oluş-turduğu Ankara Hükümeti yanında yer alma ikilemiyle karşı karşıya kaldı.

      Ama doğru olanı yaptı. yani Ankara Hükümetini tercih etti.

 

30 AĞUSTOS 1922’YE KADAR SÜREN SAVAŞLAR

 

 

    -Dedeciğim, Kurtuluş Savaşları dedin ama bu savaşlardan söz etmedin!

    -Keşke bu savaşlar olmasaydı da, sözünü de et-meseydim.

    Atatürk’ün dediği gibi:

    “Savaş zorunlu olmadıkça bir vahşettir.”

   Yurdumuzun düşman işgâlinden kurtarılışı için verilen her savaşa kurtuluş savaşı dendiğini anlamışsındır herhalde?

   -Tabii anladım dede, adından belli değil mi?

    -Savaşı zorunlu kılan nedenlerin başında Mondros Ateşkes Antlaşması gelirse de  savaşı alevlendiren Sevr Antlaşması olmuştur.

     Osmanlılardan direniş görmeyen Yunanlılar, 15 Mayıs 1919’dan beri işgal altında tuttukları İzmir’’le yetinmeyerek Anadolu’nun iç kesimlerine doğru yeni işgal harekatına başladılar.

      Yunanlıların bu harekatı İstanbul hükümeti üzerinde etkisini gösterdi.

     Padişah Vahdettin’in başkanlığında toplanan heyet, düşman devletleriyle bir barış antlaşması imzalamaya karar verdi.  10 Ağustos 1920’de imzalanan bu antlaşma Türk Milletinin ölüm fer-manı gibiydi.

    TBMM bu antlaşmayı tanımadı.

    Neden? Çünkü, antlaşmayı kendisi değil, İstanbul Hükümeti imzalamıştı.

    Ayrıca, Türk Mil­letini yok sayan, Türk vatanının parçalan­masını öngören bu antlaşmayı kim kabul ederdi ki?

    Öyle de oldu Antlaşma yürürlüğe girmedi.

-Bu antlaşmayı imzalayan ve onaylayanlar vatan haini ilan edildi.

 

Sevr Antlaşmasına göre yurdumuzun paylaşılmasını gösteren harita

 

Sevr haritasına bir daha bak oğlum! Bak da Koca Osmanlı İmparatorluğunun ne hallere düştüğünü gör!

     Bu yüz karası Sevr Antlaşmasının verdiği cesaret ve şımarıklıkla Yunanlılar iki kez daha Anadolu’ya saldırıya geçtiler.

     Tarihimize 1. ve 2. İnönü Savaşları adıyla ge-çen bu saldırılar,  Albay Mustafa İsmet’in komuta ettiği askerlerimiz tarafından püskürtüldü.

     Mustafa Kemal İnönü’ye bir kutlama telgrafı göndererek,

    “Siz orada sadece düşmanı değil, Türk Milletinin makus (kötü) talihini de yendiniz” demiştir. 

     Atatürk, 1934 Soyadı kanunundan sonra bu savaşlarda gösterdiği üstün başarılarından dolayı komutan İsmet’e İnönü soyadını vererek onu onurlandırmıştır.


    -Ben de İsmet İnönü bu savaşları yönetti diye İnönü Savaşları deniyor sanmıştım dede.

    -Evet oğlum zamanında ben de aynı yanılgıya düşmüştüm.

     Meğer, savaşlar  İnönü denen bir bölgemizde yapıldığı için öyle deniliyormuş.

 

İnönü Savaşlarının Komutanı

İsmet İnönü

 

       -Dedeciğim, bitsin bu savaşlar da ülkemiz düşmanlardan temizlensin artık!

       -Zaferle de sonuçlansa savaş ne kötü değil mi? Az kaldı. Bitiriyorum. Şöyle özetleyebilirim:

      Yunanlılarla Sakarya’da bir meydan savaşı daha yaptık. (1921) Gene galip çıktık.

       İşte, daha önce de bahsettiğim gibi Sakarya Meydan Savaşının muzaffer başkomutanı Mustafa Kemal’e Büyük Millet Meclisi Mareşal rütbesi ile Gazi ünvanını verdi.  

      23 Ağustos’ta Yunanlılar yine bir  taarruz giri-şiminde bulundular.

     Mustafa Kemal Paşa,

    “Hattı Müdafaa yoktur, Sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır” diyerek orduyu coşturdu.

      Mustafa Kemal, bugünkü ifadeyle “sadece bulunduğumuz yeri değil tüm vatanı savunmalıyız” demek istemiştir.

      Sakarya’da elde edilen zafer ve bu gücün verdiği çoşkuyla artık Yunan’ı denize dökme zamanı yaklaşmıştı.

      Başkomutan Mustafa Kemal’in komutasındaki Türk Askerleri büyük bir saldırıya geçti.

26-30 Ağustos 1922 tarihleri arasında yapılan bu savaş Türk Askerinin zaferiyle sonuçlandı.

    Mustafa Kemal’in “Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir ileri!” emrine uyan Türk Askerleri 9 Eylül 1922’de düşmanı Ege Denizine dökerek üç buçuk yıldır işgal altında inleyen İzmir’imizi kurtardı.

 

Ordular İlk Hedefiniz Akdenizdir İleri!

 

Bu anlattıklarımda bir tuhaflık dikkatini çekti mi?   

    -Ne gibi?

     -Hem Mustafa Kemal’in “Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir ileri” emrini verdiğini söylüyorum; hem de düşmanı Ege Denizine döktüğünü söylüyorum. Bu tuhaf değil mi?

     -Hiç dikkat etmemişim, gerçekten çok tuhaf!

     -Tuhafına gitmesin. O zaman Akdeniz, Ege ve Akdeniz’in ortak adıydı

      İtilaf devletleri bu yenilgilerin ardından 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması’nı imzala-dılar.

      Bu arada meclis, saltanatın, yani padişahlığın kaldırılmasına da karar verdi. (1 Kasım 1922)

      Daha sonra İtilaf devletleri İsviçre’nin Lozan Kentinde toplanarak bir barış antlaşması yapmayı kararlaştırdılar.

    Bu toplantıya  Türkiye’yi temsilen İsmet Paşa katıldı.

     20 Kasım 1922’de başlayan görüşmeler, çetin pazarlık ve tartışmalarla 24 Temmuz 1923’e kadar sürdü ve antlaşma imzalandı.

     Böylece, Osmanlı devleti sona ermiş, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu yeni Türk Devleti kabul edilmiş oldu.

     Başımıza bela olan Mondros ve Sevr Ant-laşmaları geçersiz sayıldı.

     Birinci Dünya savaşını bitiren bu son barış antlaşması, aynı zamanda uzun yıllar yürürlükte kalan tek barış antlaşmasıdır.

     Antlaşma ile Türk devletinin bağımsızlığı res-men kabul edilmiştir.

     Daha ne olsun değil mi oğlum?

     Haydi o zaman beraber söyleyelim: Yaşa Mus-tafa Kemal Paşa yaşa! Yaşa Mustafa İsmet Paşa yaşa!..........

     -Dedeciğim, Türkiye kurtuldu ya, ben de büyük bir sıkıntıdan kurtuldum.

 

     Teşekkürler sana dedeciğim! Seninle gurur duyuyorum.

 

-Ben de seninle gurur duyuyorum canım torunum.

 

Devam edecek...

 

 

 

 
Etiketler: Dede, Bana, Atatürk'ü, Anlat, -, 7,
Yorumlar
Haber Yazılımı