Yazı Detayı
08 Kasım 2018 - Perşembe 23:33
 
Dede Bana Atatürk'ü Anlat - 6
Prof. Dr. Ahmet Necmi Yaşar
anecmiyasar@adanademokrat.com
 
 
KURTULUŞ SAVAŞI
Kahraman askerlerimiz ve cephane taşıyan
kadınlarımız
 
 
 
Torun -Çanakkale Savaşından sonra Birinci Dünya Savaşı bitti değil mi?
Dede -Ah öyle olsaydı yavrum. Savaşlar 1918 yılına kadar devam etti.
Bütün savaşan ülkeler çok kayıp verdiler ve çok da yoruldular. Birer ikişer ateşkes antlaşmaları imzalanmaya başlandı.
 
Düşmanımız olan devletler, çok yorgun düşmüş olan Osmanlı İmparatorluğunu da ateşkes antlaşması imzalamaya zorladılar. 30 Ekim 1918’de Yunanistan’ın Limni Adasının Mondros Limanında ateşkes imzalandı. Ama barış
antlaşmasının bütün maddeleri aleyhimizeydi.
 
 
Oğlum, buraya kadar Atatürk’ün askerlik yaşamına başladıktan sonraki üstün başarılarından bahsettik. Ama sanma ki, vatanımıza yaptığı hizmetler Birinci Dünya Savaşıyla sona erdi. Üstün hizmetleri ölünceye kadar sürdü. Sana Kurtuluş Savaşından bahsetmem lazım.
Dikkatlice dinle!
-Seni dinliyorum dedeciğim. Mondros Antlaşmasından bahsediyordun.
-Evet, Ateşkes Antlaşması imzalandı.
İmzalandı imzalanmasına ama, İtilaf devletleri antlaşma hükümlerine aykırı olarak çeşitli bahanelerle Anadolu'nun bir çok bölgesini işgâl etmeye başladılar. Bu işgallere, o zaman padişah olan Vahdettin ve İstanbul Hükümeti sessiz kalıp karşılık vermediler veya veremediler. Sana biraz da Anadolunun o zamanki genel durumundan söz etmeliyim:
 
Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu yenik sayılmış, Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalamaya zorlanmıştı. Düşmanlarımız bizi hiç ciddiye almıyorlar ve hatta imparatorluğumuzdan “Hasta Adam” diye söz ediyorlardı.
 
İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının kullanım hakkı düşmanlarımıza devrediliyor, ordumuz üzerindeki emir-komuta yetkisini kendileri kulanıyorlardı..
 
Daha da fecisi…
-Bundan daha feci ne olabilir ki?
-Vatanımızın parçalanması yavrum, vatanımızın parçalanması…
-Vatanın parçalanması ne demek dede?
-Topraklarımızın düşmanlar tarafından paylaşılması demek oğlum. Şimdi Türkiye Haritasını göz önüne getir de şu
paylaşıma bak:
 
İzmir’i Yunanlılar, Antalya ve Konya’yı İtalyanlar işgal ediliyor. Adana ve çevresi Fransızların eline geçiyor. Urfa, Maraş, Antep, Merzifon ve Samsun’a İngiliz donanmaları çıkartma yapıyorlar. İstanbul, İngiliz Kraliyet Donanmasının yönetimine giriyor…
İngiliz donanması İstanbul limanı’na yanaştığı ve askerlerin karaya ayak bastığı sırada Mustafa Kemal'in yanındakilere söylediği söz çok anlamlıdır ve babadan oğula, dededen toruna övgüyle, gururla tekrarlanır:
 
"Üzülmeyiniz geldikleri gibi giderler."
 
Hakikaten de öyle olmuştur. Geldikleri gibi gitmek zorunda kalmışlardır. Bu dönem, tarih kitaplarında farklı şekillerde anlatılır.
 
Bazı yazarlar o sırada padişah olan Vahdettin'in hıyanet içinde olduğunu ve ülkeyi işgalcilere teslim ettiğini yazarken, bazı yazarlar da Vahdettin'in sarayda hapsolmasına karşın, Mustafa Kemal'in kurtuluş mücadelesini başlatması için elinden gelen bütün desteği sağladığını yazmaktadır.
 
Hangi görüş doğrudur bilemem. İlerde araştırıp doğrusunu bulursun. Bu arada, Yunanlıların İzmir’i işgali sırasında ilk kurşunu şehit olma pahasına gazeteci Hasan Tahsin atmış ve kurtuluş harekatının öncüsü olmuştur.
 
 
Yeri gelmişken sana şu bilgiyi de vereyim:
Bu işgaller sırasında gösterdikleri kahramanca mücadelelerden dolayı Büyük Millet Meclisimiz, Urfa’ya Şanlı Urfa, Maraş’a Kahraman Maraş ve Antep’e de Gazi Antep denilmesine karar veriyor.
Bu arada sana bir soru:
Benim sağ elim neden yok biliyor musun?
-Neden dede? Anlatır mısın?
-Az önce Adana Fransızlar tarafından işgal edilmişti demiştim ya. Kozan’da otururken 19 Mayıs 1957’de henüz yedi yaşımdayken Fransızlardan kalan bir el bombası buldum. Ne olduğunu bilmediğim bu demir parçasıyla oynarken elimde patladı ve sağ elimi bilekten kopartıp attı.
-O zaman sen de gazi oldun değil mi?
-Hayır oğlum. Ben düşmanla savaşırken yaralanmadım ki, gazi sayılmam.
-Anladım dede. Şimdi gaziliğin ne demek olduğunu iyice öğrenmiş oldum.
 
Dede, “Anadolu baştan başa düşmanlar tarafından paylaşılıp işgal edilmişti” demiştin. Peki, bu işgallerden nasıl kurtulduk?
 
-Bu işgallere karşı, Anadolu’da yer yer direniş hareketleri başladı. Eli silah tutan her kesimden insanın oluşturduğu şimdiki adıyla Milli Kuvvetler, o zamanki adıyla Kuva-yi Milliye denen direniş birlikleri oluşturuldu. Kuva-yi Milliye’ye eski ordu mensupları, efeler, çeteler, kısaca vatanını seven her kesimden insan katılıyordu.
 
Bunların tüm ihtiyaçları da halk tarafından karşılanıyordu. Başta Mustafa Kemal olmak üzere birçok vatansever komutan bu birliklerin güçlendirilmesi için yoğun çaba harcadılar. Mustafa Kemal’in yönetimindeki bu birliklerin savaşlardaki kahramanca mücadeleleri sayesinde birçok zafer kazanıldı.
 
19 Mayıs 1919
ATATÜRK’ÜN SAMSUN’A
ÇIKIŞI
 
Bandırma Vapuru
 
-Yaklaşık altı aydır İstanbul’da bulunan Mustafa Kemal, vatanın içine düştüğü bu duruma çok üzülüyor, mücadelenin Anadolu’da başlatılması gerektiğini düşünüyordu. Karadeniz Bölgesi’nde Pontuscu Rumlarla Türk direnişçileri kıyasıya çarpışıyorlardı. Kısaca, bölgede huzur kalmamıştı. Durumdan rahatsız olan İngilizler Padişahımızdan ve İstanbul Hükümetinden bu olayların yatıştırılmasını istediler.
Akıllarına Mustafa Kemal geldi. Bölgenin huzur ve güvenliğini ancak o sağlayabilirdi.
Hemen Saraya çağırdılar. Konu açılınca derhal kabul etti. Arayıp bulamadığı fırsat eline geçmişti.
Bu, ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurma fırsatıydı. Mustafa Kemal16 Mayıs 1919’da Bandırma adlı bir vapurla yola çıkarak bölgeye 19 Mayıs’ta ulaştı. Artık Anadolu’daydı. Samsun’daydı.
Bugün Atatürk'ün çok önem verdiği bir gündür. O kadar önem vermiştir ki “19 Mayıs benim doğum günümdür” demiştir.
 
Ayrıca şunu da belirtmekte yarar var:
19 Mayıs, 1938 yılından beri Millî Gençlik ve Spor bayramı olarak kutlanmaktadır. Ancak Atatürk, ne yazık ki 19 Mayıs kutlamalarına sadece bir kez katılabilmiştir. Kaldığım yerden devam ediyorum. Samsun’a varır varmaz bir durum değerlendirmesi yaptı:
 
Sarayın emrini dinlemeyecek, kafasına göre hareket edecekti. Öyle de yaptı. Önce Amasya’ya, sonra Erzurum’a daha sonra da Sivas’a geçti. Her gittiği yerde büyük bir çoşkuyla karşılandı. Buralarda memleket sorunlarının tartışıldığı adına Kongre denilen toplantılar yaptı.
Haa, bu arada Sarayı protesto ederek 1894 yılından beri şanla şerefle sürdürdüğü askerlik mesleğinden istifa etti, yani ayrıldı.
 
Ver elini Ankara!
 
Devam edecek...
 
 
 
Etiketler: Dede, Bana, Atatürk'ü, Anlat, -, 6,
Yorumlar
Haber Yazılımı