Yazı Detayı
22 Eylül 2018 - Cumartesi 02:01
 
Dede Bana Atatürk'ü Anlat - 4
Prof. Dr. Ahmet Necmi Yaşar
anecmiyasar@adanademokrat.com
 
 

ASKERLİĞE İLK ADIM

 

Yüzbaşı Mustafa Kemal

 

Kolağası Mustafa Kemal

 

Torun - Ee dedeciğim, Mustafa Kemal İstanbul Harp Akademisi'ni bitirip yüzbaşı olmuştu ya sonra ne yaptı?

Dede - Nereden başlasam, nasıl etsem? Bilemiyorum ki. Askerliği 1923’te Cumhuriyet ilan edilene kadar sürdü.

Gerçi o tarihten sonra TBMM ona başkomutanlık rütbesini lâyık gördü.

Diyebiliriz ki; ilkokul eğitimini bir yana bırakırsak ömrü askerlikle geçti.

Yüzbaşı rütbesini alınca onu ilk önce o zaman bizim topraklarımız olan Suriye’nin Şam kentindeki 5. Ordu'ya tayin ettiler.

 

 

Şam’da dirlik düzen iyice bozulmuştu. Arap aşiretleri, sık sık devletimize başkaldırıp duruyorlardı. Yüzbaşı Mustafa onları yola getirdi.

Zekası ve çalışkanlığıyla kendini o kadar sevdirdi ki, hemen özgürlük mücadelesine başlamak üzere “Vatan ve Hürriyet” adıyla bir dernek kurdu.

Ama bazı yerlerde şubeler açmasına rağmen ortamın bozukluğu nedeniyle başarılı olamadı.

Kısa bir zaman sonra Yunanistan’a döndü. Önce Manastır 3. Ordu Karargâhına, sonra da Selanik 3. Ordu  Redif Tümeni Kurmay Başkanlığı görevlerine getirildi.

O zaman Osmanlı İmparatorluğunun başında Padişah 2. Abdülhamid bulunuyor ve bazı çevreler onu tahttan indirmeye çalışıyorlardı.

İşte bu çevreler 31 Mart Vakası adıyla tarihte yer alan bir isyan çıkardılar. İstanbul iyice karıştı.

Bu isyanı bastırmakla görevlendirilen M. Kemal 15/16 Nisanda İstanbul’a geldi.

İsyan bastırıldı.

Ama sonrasında padişah tahttan indirilmekten kurtulamadı.

 

2. Abdulhamid

 

İstanbul’daki bu hareketli günlerin arkasından 1909 yılının Mayıs ayında tekrar Selanik’e döndü. Askerî alandaki yetenek ve zekası sayesinde Kasım 1911’de binbaşılığa yükseltildi. İyi bir subay ve komutan olmak için sürekli çalışan, kendisini sadece mesleğine adayan Mustafa Kemal bu çalkantılı dönemde bile okur, üzerine aldığı görevleri büyük bir başarı ile yerine getirir ve askerlikle ilgili kitaplar da yazardı.

-Ne!! Atatürk kitap da mı yazardı dede? Bak bunu hiç duymamıştım!

-Bak oğlum. O hem iyi bir okur, hem de iyi bir yazardı. Binlerce kitabı vardı. Bu kitapların bir kısmı Anıtkabir’de sergilenmektedir. Oraya giden herkes görebilir. Ben her gidişimde bu kitaplığı hayranlıkla incelerim.

-Dede lütfen beni de Anıtkabir’e götürsene! Görmeyi o kadar çok istiyorum ki!

-Benim için büyük bir zevk olur oğlum. Bu arada en sevdiği kitabın Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adlı romanı olduğunu da belirteyim.

 

 

- Merak ettim. Neden Çalıkuşu?

-Cahil halkı eğitmek için Anadolu köylerinde öğretmenlik yapan Feride isimli genç bir öğretmenin öyküsü anlatılır bu romanda. Kadınların Osmanlı toplumunda var olma mücadelesi ve öğretmenliğin ne kadar zor, zor olduğu kadar ne kadar da kutsal bir meslek olduğuna vurgu yapılır.

-Tamam da, neden Feride öğretmene “Çalıkuşu” demişler?

-Feride anne ve babasını erken yaşta kaybetmiş, Fransız Okulunda okumuş, Anadolu'da öğretmenlik yapan İstanbul terbiyesi almış güzel genç bir kızdır. O kadar güzeldir ki Anadolu'da gittiği yerlerde ya "Gülbeşeker" diye çağrılacak ya da hiç makyaj yapmadığı halde "aşırı boyanmakla" suçlanacaktır. Duygusal, bir o kadar da iradeli ve kültürlü bir öğretmendir.  “El âlem ne der?” lafına aldırmaz, bir çok kişinin cesaret edemeyeceği hareketler de yapardı. Bir teneffüs saatinde okulun bahçesindeki ağaca tırmanıp daldan dala atlarken bunu gören diğer öğretmenler aralarında  "Bu kız insan değil sanki çalıkuşu" diye konuşmaya başlamışlar. O günden sonra Feride'nin adı Çalıkuşu olarak kalmış.

-Öyleyse okuma tutkusu M. Kemal'i büyük bir yazar yapmıştır diyebiliriz değil mi dedeciğim?

       -Aferin oğlum, yavaş yavaş Atatürk’ü anlamaya başlamışsın.

        Askerî alanlardaki yazdığı kitaplar hariç  vatandaşlık ve matematikle ilgili 12 tane kitap daha yazmıştır.   

        Bu arada  Almanca’dan çevirdiği birkaç kitabının da olduğunu eklemekte yarar vardır.

        -Beni şaşırtıyorsun dede. Atatürk Almanca da mı biliyordu?

 -Senin bu şaşkınlığın çok hoşuma gitti oğlum. Sana Atatürk’ün anadili Türkçe hariç Almanca, Arapça, Bulgarca, Farsça, Fransızca, İngilizce ve Rusça da bildiğini söylesem ne yaparsın acaba? İnanılır gibi değil, değil mi? Ben de halâ inanmakta güçlük çekiyorum.      

-Doğru söylüyorsun dede. Gerçekten inanılır gibi değil. Peki öyleyse  ara verdiğimiz yerden devam edelim. 1909’lu yıllardan bahsediyordun.

-Haa tamam. İstanbul’dan Selanik’e döner demiştik. Mayıs 1910’da Arnavutluk’ta bir isyan çıkar. Mustafa Kemal’in de içinde bulunduğu birlik bu isyanını bastırır. Burada gösterdiği başarı üzerine Picardie Manevralarına katılmak üzere Fransa’ya gönderilir. Picardie’de Avrupalı arkadaşlar edinen Kemal, Batı ülkelerinin nasıl kalkındığını, bizim Osmanlı İmparatorluğumuzun nasıl çökmekte olduğunu araştırır. Çünkü kafasında ülkemizi “içine düştüğü kötü durumdan nasıl kurtarır ve kalkındırırız?” soruları dönüp dolaşmaktadır. Ne ilginç değil mi? Ülkemizi kurtarma görevinin kendisine verileceğini sanki biliyordu. Zekasını ve ileri görüşlülüğünü anlıyor musun? Neler yaptıklarını sırası geldikçe sana anlatacağım.

 

1. DÜNYA SAVAŞI

 

-İstersen önce Birinci Dünya Savaşından bahsedelim.

-Kaç Dünya Savaşı oldu ki?

-İki tane yavrum.

-Bu savaşların sebebi neydi dedeciğim?

-Oğlum, şunu aklından hiç çıkartma: Bütün savaşların nedeni ekonomik çıkardır. Bunu bize lisede okurken milli güvenlik dersi hocamız söylemişti.

-O zaman haydi 1. Dünya Savaşı'ndan başlayalım.

-Sana sadece 1.Dünya Savaşı'nı anlatacağım.  2. Dünya Savaşı bizim konumuz değil.

-Neden dede?

-Çünkü bu savaş Atatürk’ün ölümünden iki yıl sonra çıktı. Biz bu savaşa o zamanki Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün kıvrak zekası sayesinde girmedik bunu da bilmeni isterim. Zaten Atatürk “Yurtta Barış, Dünyada Barış” yanlısı bir liderdi. İnönü, ülkemizi bu savaşa sokmayarak Atatürk’ün bu vasiyetini yerine getirmiş oldu. Birinci Dünya Savaşı 1914 ile 1918 yılları arasında gerçekleşti ve tam dört yıl sürdü. Bu kanlı savaşın Dünya Savaşı olarak adlandırılmasının sebebi ise büyük devletlerin birbirleriyle savaşa girmeleri ve küçük devletlerin de zorda kaldıkları için savaşa katılmasıydı.

Bu savaşta  büyük devletler iki cepheye bölündü: 

Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Bulgaristan, Osmanlı Devleti (Yani bizim devlet. O zamanlar daha Türkiye Cumhuriyeti kurulmamıştı.) bir cephe oluşturdu ve İttifak Devletleri adını aldı. İngiltere, Rusya, Fransa, İtalya, Sırbistan, Japonya, Romanya, Portekiz, ABD, Brezilya ve Yunanistan da karşı cephede birleştiler ve İtilaf Devletleri adını aldılar.

Osmanlı Devleti önce hiçbir cephede yer almak istemedi. Tarafsızlığını ilan etti. Ama Almanya’nın zorlamasıyla İttifak Devletleri grubuna girdi.

-Dede, Mustafa Kemal bu savaşa da katıldı mı?

-Hem de en ön saflarda oğlum. Sen, Çanakkale Savaşları'nı duydun mu?

-Eveet!  Mustafa Kemal’in destan yazdığı savaş değil mi?

-Hem de Başkomutan olarak  yönettiği savaş. Bugün devletimiz ayakta duruyorsa Mustafa Kemal’in başta bu savaştaki başarıları sayesindedir. Bu, Mustafa Kemal’in Türk tarihinin kaderini değiştirdiği, vatanını savunmak için canını feda etmekten çekinmediği önemli bir savaştır.

 

Çanakkale Savaşı'nda Türk askerleri

 

Devam edecek...

 

 

 

 

 

 

 
Etiketler: Dede, Bana, Atatürk'ü, Anlat, -, 4,
Yorumlar
Haber Yazılımı