Yazı Detayı
14 Eylül 2018 - Cuma 04:38
 
Dede bana Atatürk'ü anlat - 3
Prof. Dr. Ahmet Necmi Yaşar
anecmiyasar@adanademokrat.com
 
 
Dede: -Kocası Kereste tüccarı Ali Rıza Efendi ölünce fakirleşen Zübeyde Hanım, oğlu Mustafa, kızları Makbule
ve Naciye ile Selanik’i terk ederek köyde oturan ve çiftçilikle uğraşan kardeşinin yanına sığınır. Bu arada Mustafa, okuluna bir süre ara verir ve daha sonra Selanik’e dönerek eğitimini sürdürür. Selanik’teki güzel günler geride kalmıştır artık. Dayısı tarlasına bakla, fasulye eker ve henüz yedi yaşındaki Mustafa’yı ve beş yaşındaki Makbule’yi tohumları
görevlendirirdi. İki kardeş, bunu bir işe yaramanın gururuyla zevkle yapardı.
 

Bayram geliyordu ama çocukların bayramlık elbiseleri yoktu. Anneleri, buldu buluşturdu aldığı kumaşla kızlarına
birer bayramlık elbise dikti.
Ya Mustafa’ya?
O’na dikilmemişti, Çünkü, “ben de isterim,ben de isterim” diye ağlamamış, kendisine de bir elbise dikmeyi
öneren annesini reddetmişti. 
Neden?
Çünkü, ne kadar geçim sıkıntısı çektiklerini çok iyi bilen, hâlden anlayan bir ocuktu Mustafa.
Hiçbir şeyden korkmazdı fareden korktuğu kadar. Peki bu korkuyu nasıl yendi?
Bunda annesinin şu sözleri çok etkili oldu:
-Bak oğlum! Sen asker olacaksın. Asker minicik fareden hiç korkar mı?”
 
 
Hem sporcu hem insandı Mustafa. Şemsi Efendi Mektebi’nde okurken koşuda hep birinci
gelirdi. Bir gün beden eğitimi öğretmeni öğrencilerine okul binasının etrafında ikişer tur koşmalarını ve birinci geleni
kaptan yapacağını söyler. İlk turu birincilikle tamamlayan Mustafa, bir de ne görsün? Uçamayan bir yavru kuş ve onu parçalamaya çalışan koca kara bir kedi. Yarışı bırakır ve yavruyu kurtarır. Tabii birincilik elden gider.
Ama bu olaya şahit olan ve birinciliği kazanan çocuk, öğretmene durumu anlatarak birinciliğin Mustafa’nın hakkı
olduğunu söyler. Beden eğitimi öğretmeni birinci gelen çocuğu tebrik eder ve Mustafa’yı bu insancıl davranışından dolayı birinci sayar. Bu yarışmada aldığı birincilik ona daha sonra Selanik Şampiyonluk Kupasını kazandırır.
 
 
Çok da iyi bir balık avcısıydı. Her avcı gibi bu yeteneğiyle övünür hava atardı.
 
 
Bir gün küçük kardeşini de ava götürmüştü. Bereketli bir gündü ama oltanın çengelinde çırpınan balıklara
ağlayan Naciye’nin haline acıyarak her tuttuğu balığı canlı canlı göle geri attı.
Torun: -Mustafa hangi yemekleri severdi dede?
-O da benim gibi kurufasulye-pilavı çok severmiş. Selanik Askerî Lisesi yıllarında edinmiş bu alışkanlığı.
Tatlılara düşkün değilmiş ama gül reçeline de dayanamazmış. 
 
 
 
-Sık sık Selanik diyorsun. Oradan biraz bahseder misin dede?
-Selanik, Atina’dan sonra Yunanistan’ın ikinci büyük kentidir. Yunanistan’ın Makedonya bölgesinde liman kıyısında
yer alan bu kent Birinci Balkan Harbi (1912) sırasında Yunanlılar tarafından işgal edildi ve 1913 Londra Antlaşmasıyla Osmanlılardan alınarak Yunanlılara bırakıldı. Atatürk Selanik’in Yunanlılara bırakılmasına çok üzülür ve “doğup büyüdüğüm bu kent tekrar Türklerin eline geçebilecek mi? Ah Selanik seni bir daha Türk olarak görebilecek miyim?” diye iç geçirir dururmuş. 
 
 
İşte Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk bu kentte pembe boyalı üç katlı bir evde doğdu. Şimdi Müze olarak ziyaret edilen Atatürk’ün doğduğu ev
 
 
 
Devam edecek...
 
 
 
Etiketler: Dede, bana, Atatürk'ü, anlat, -, 3,
Yorumlar
Haber Yazılımı